SON DAKİKA

Müslüman Ülkeler Yemen İçin Neden Bir Araya Geliyor? Asıl Soru Şimdi Sorulmalı!

Yayınlanma: 1 Ağustos 2026 | Kategori: Dünyadan Haberler, Gündem

Müslüman Ülkeler Yemen İçin Neden Bir Araya Geliyor? Asıl Soru Şimdi Sorulmalı!

Kızıldeniz’de gerilim yeniden tırmanırken, Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi ve ardından bölgedeki saldırıların artması, İslam dünyasında yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Husiler, Suudi Arabistan’a yönelik hamlelerini Yemen’e uygulandığını ileri sürdükleri abluka ve saldırılara karşı bir misilleme olarak gerekçelendirirken, Suudi Arabistan ve bölgedeki müttefikleri ise Kızıldeniz’de ticari gemilerin güvenliği ve deniz ulaşımının devamlılığı açısından bu eylemleri ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor.

Bu gelişmelerin ardından Suudi Arabistan öncülüğünde çeşitli Müslüman ülkelerin güvenlik konusunda aynı çizgide buluştuğu yönündeki iddialar yeniden gündeme geldi. İsimleri arasında Kuveyt, Bahreyn, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Yemen, Bangladeş, Nijerya, Sudan, Cibuti ve Somali gibi ülkelerin bulunduğu ifade edilen bu oluşumla ilgili olarak ise “14 Müslüman ülke askeri ittifak kurdu” şeklindeki ifadelerin, resmi niteliği ve kapsamı ayrıca doğrulanmalıdır.

Fakat tartışmanın asıl önemli tarafı burada başlıyor.

Peki Müslüman ülkeler hangi durumda ortak hareket ediyor?

Gazze’de yaşananlar karşısında milyonlarca insanın yıllardır sorduğu soru tam da bu noktada yeniden gündeme geliyor:

Müslüman ülkeler, ortak bir tehdit karşısında ne zaman gerçekten birlikte hareket edecek?

Gazze’de sivillerin öldürülmesi, insanların evlerinden edilmesi, hastanelerin ve altyapının büyük zarar görmesi karşısında İslam dünyasında sert açıklamalar yapılırken, bu açıklamaların askeri ve siyasi anlamda ortak bir güce dönüşmemesi birçok insan tarafından eleştiriliyor.

Doğu Türkistan konusunda da benzer bir tartışma yaşanıyor. Müslüman ülkelerin ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkileri nedeniyle Çin’e karşı daha güçlü ve ortak bir tavır ortaya koyup koyamayacağı uzun süredir tartışılıyor.

Yemen meselesinde ise tablo daha da karmaşık.

Çünkü Husiler kendilerini İsrail ve ABD’nin bölgedeki politikalarına karşı direnen bir güç olarak tanımlarken, başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı ülkeler Husileri güvenlik ve bölgesel istikrar açısından ciddi bir tehdit olarak görüyor. ABD’nin resmi değerlendirmelerinde de Husilerin İran tarafından desteklenen, Yemen’in kuzeyinin önemli bölümünü kontrol eden silahlı ve siyasi bir hareket olduğu belirtiliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Yemen mi, Suudi Arabistan mı haklı?” sorusundan ibaret değil.

Asıl mesele şu:

İslam dünyası neden bazı krizlerde ortak güvenlik mekanizmaları oluşturabilirken, Gazze ve Doğu Türkistan gibi meselelerde aynı ölçekte ortak bir güç ortaya koyamıyor?

Gazze için neden aynı birliktelik yok?

Bir tarafta Kızıldeniz’de deniz taşımacılığının güvenliği söz konusu olduğunda ülkeler hızla ortak güvenlik politikaları geliştirebiliyor.

Diğer tarafta Gazze’de yaşanan insanlık dramı karşısında neden benzer ölçekte ortak bir siyasi, ekonomik ve diplomatik mekanizma oluşturulamıyor?

Elbette her krizin hukuki, siyasi ve askeri şartları farklıdır. Bir devletin başka bir ülkeye askeri müdahalede bulunması veya silahlı ittifak kurması son derece ağır sonuçlar doğurabilir.

Ancak burada sorulması gereken soru askeri müdahale çağrısından daha geniştir:

Müslüman ülkeler, ortak bir siyasi irade ortaya koyamaz mı?

Ekonomik yaptırımlar…

Diplomatik baskı…

Ortak insani yardım mekanizmaları…

Uluslararası hukuk girişimleri…

Savaş suçları ve sivillerin korunması konusunda ortak diplomatik adımlar…

Bunların tamamı askeri savaşa girmeden de uygulanabilecek yöntemlerdir.

Doğu Türkistan meselesi neden farklı?

Benzer soru Doğu Türkistan konusunda da soruluyor.

Müslüman ülkelerin Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle ülkelerin dış politika tercihleri yalnızca dini veya insani hassasiyetlerle şekillenmiyor; ekonomik çıkarlar, güvenlik politikaları ve uluslararası dengeler de büyük rol oynuyor.

İşte tam da burada ortaya başka bir soru çıkıyor:

İslam dünyasının ortak hareket etmesini belirleyen şey ümmet bilinci mi, devlet çıkarları mı?

Bu soru bugün yalnızca Yemen meselesi nedeniyle değil, Gazze’den Doğu Türkistan’a, Sudan’dan Suriye’ye kadar birçok kriz üzerinden soruluyor.

Peki Yemen meselesinde Batı neden devreye giriyor?

Kızıldeniz, yalnızca bölgesel bir deniz yolu değil. Dünya ticareti açısından kritik öneme sahip olan bu güzergâhta yaşanan güvenlik sorunları küresel ticaret, enerji taşımacılığı ve deniz ulaşımı üzerinde doğrudan etkiler oluşturabiliyor.

Bu nedenle ABD ve Avrupa ülkelerinin Kızıldeniz’deki gelişmelere büyük önem vermesi şaşırtıcı değil.

Fakat burada da şu soru sorulabilir:

Batılı ülkeler kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak için gerektiğinde ortak hareket edebiliyorsa, Müslüman ülkeler neden kendi bölgelerindeki insani krizler ve ortak güvenlik sorunları konusunda aynı kararlılığı gösteremiyor?

Bu soru, herhangi bir ülkenin veya grubun bütün eylemlerini otomatik olarak haklı görmek anlamına gelmez.

Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları da ayrı bir şekilde değerlendirilmelidir. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın Yemen politikasının geçmişi, bölgesel savaşın sonuçları ve Yemen halkının yaşadığı insani kriz de ayrı bir başlık altında ele alınmalıdır. Yemen’deki çatışmanın kökleri yıllar öncesine dayanıyor ve bölgedeki aktörlerin pozisyonları oldukça karmaşık.

Asıl soru: İlke mi, çıkar mı?

Belki de bugün İslam dünyasının kendisine sorması gereken en önemli soru budur:

Bir mesele Müslümanların ortak vicdanını ilgilendiriyorsa, neden ortak tavır almak için mutlaka devletlerin doğrudan çıkarlarının da aynı noktada buluşması gerekiyor?

Gazze söz konusu olduğunda başka…

Doğu Türkistan söz konusu olduğunda başka…

Yemen söz konusu olduğunda başka…

Kızıldeniz’de ticari çıkarlar söz konusu olduğunda ise bambaşka bir tablo ortaya çıkıyorsa, insanların “Burada ölçü nedir?” diye sorması kaçınılmaz hale geliyor.

Çünkü mesele yalnızca bir askeri ittifakın kurulup kurulmadığı değildir.

Mesele, adaletin herkes için aynı ölçüyle savunulup savunulmadığıdır.

Bugün Yemen’de yaşananlar üzerinden sorulan soru aslında daha büyük bir sorunun parçasıdır:

Müslüman ülkeler gerçekten ortak bir güç ve ortak bir irade oluşturabilecek mi, yoksa her kriz kendi ulusal çıkarları çerçevesinde ayrı ayrı mı değerlendirilecek?

Bu sorunun cevabı, yalnızca Yemen’in veya Suudi Arabistan’ın geleceğini değil; Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar İslam dünyasının gelecekteki siyasi duruşunu da belirleyebilir.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.